Blog

  • Kayahan Büyük Adamdı

    Nasıl oldu anlayamadım ama bir şekilde RCR adında bir rapçiyi shazamlamışım. Dün akşam da yolda ne dinleyim diye açınca “Yahu! Bu Kayahan şarkısı” dedim. Sonra şarkının aslını dinleyeyim diye Bir Aşk Hikayesi’ni açtım ve sonra yol boyunca bana Kayahan eşlik etti. 

    Sanki bana iyi geldi. 

    Ne zaman Kayahan hakkında bir sinema filmi izleriz bilmiyorum. Umarım bir şeyler yapılıyordur?

  • Refik Halit, Taleb ve Epstein

    Yakup Kadri’nin Gençlik ve Edebiyat Hatıraları kitabında Refik Halit ile ilgili bölümde şöyle bir şey geçiyor:

    Sonra, bazı alafranga ailelerin ahbaplık etmekten şeref duyduğu İtilaf Devletleri subaylarının hiçbiriyle tanışmamış, tanışmak istememiştir. Hatta, çok kere -bunu pek yakından biliyorum- çaya veya kokteyle davetli olduğu giderken ya kapı önünde işgal ordusuna ait bir iki otomobil, ya da kapıdan içeri girerken vestiyerde birkaç yabancı subayın kasketi görünce tersyüzü geri dönmüştür.

    Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, Yakup Kadri Karaosmanoğlu

    Bunu okuduğumda Refik Halit Karay’ın bu halini çok önemsemiştim.

    Bugünlerde Refik Halit’in bu duruşunu değil de sözümona elitlerin ne halt yediklerini konuşuyoruz.

    Her haber sitesi, gazete ve televizyonun bir numaralı konusu: Yeni Epstein belgeleri. Görünen o ki Epstein ile ilişkili elitlerin etik olarak kamuoyunda açıkça savunamadıkları suç ve ahlaksızlıkları kişisel ilişkilerinde hiç de dert etmiyorlarmış. Hatta bu elitlerin içinde Chomsky gibi sistem eleştirisi yapan büyük entelektüellerden kraliyet üyelerine kadar çok farklı önemli kişiler var.

    Epstein gibi ilişkileri ile iş yapan insanların kendileri hakkında söylentilerle de o gücü elde ettiklerini düşünüyorum. Hatta çevrelerinde “Şeyh uçmaz, mürid uçurur” türünde kişiler bulundurdukları görüyorum. Aslında o gibi abartılı övgülerle dolu ortamlarda hepimiz durumun farkında olsak da sessiz kalmayı ve gülümsemeyi tercih ediyoruz. Bazen bana da yöneltilen abartılı övgülere karşı kendimi tutmakta zorlanıyorum, bazen ise susmayı tercih ediyorum. Geçenler benimle tanıştırılan bir holdingin “grup direktörü” ile aslında muhasebe müdürü olan dostumun da CFO olarak tanıştırılmasına susmak zorunda kaldım. Oysa hepimiz biliyorduk ki o lokantada grup direktörü veya bir CFO öğle yemeği için gelmezdi. Acaba bizler de böyle susarak benzer ahlaksızlıkların içinde miyiz?

    Diğer tarafta da Nassim Nicholas Taleb gibi söylenen ile uyumsuzluğu fark ederek görüşmeyi reddeden büyük adamlar var.

    Şimdi kendimi yokluyorum. Şu itibarlı adam gelecek denilse, hakkında bir şeyler biliyor olsam, oradan uzaklaşmayı Refik Halit gibi yapabilir miyim?

  • Görmeme İmkan Olmayan Köpek

    Bu yazıyı yazmak konusunda kararsızdım. Çünkü benim kullandığım bir araç o köpeğin canını aldı. Bu çok rahatsız edici bir durum!

    Yağışlı bir Cumartesi gecesi bir köpek canından oldu, araç hasar aldı ve eşimle birlikte çocuklar çok korktular.

    Misafirlikten dönüyorduk. Arabanın hızını sabitledim ve yola bakıyordum. Yağmurdan ancak önümü görebiliyordum. Gri bir şeyi arabanın sağ tarafında fark ettim. Sonrasında hava yastıkları patladı. Görüşüm kapandı ve direksiyonu sımsıkı kavradım. Fren yaptım, sağ aynaya bakarak arabayı yol kenarına çektim.

    İlk olarak olay yerine otoyol ekipleri geldi. Köpeği yoldan çektiler ve yol kenarındaki çiçeklerin arasına gömmeye başladılar. Bizimle hiç muhatap olmaya niyetleri yoktu. Yanlarına ben gittim. Hala anlam vermekte zorlanıyorum. Sonrasında dubaları koyup vardiya değişimi deyip gittiler.

    Biz tutanak için otoyol jandarması ve çekiciyi beklemek zorunda kaldık. Çocuklarla eve dönebilmek için bir arkadaşımı aradım.

    Aslında ilk önce taksi ile çocukları eve göndermeye niyetlendim ama Bedia karşı çıktı. Birlikte dönelim diye diretti. Çocukların tüm sürecin halledilmesini görmesi iyi olur diye düşünmüş. Ben ise daha fazla korkmamaları için gitmeleri iyi olur diye aklımdan geçiyordu.

    Ocak ayının son saatleri olan Cumartesi gecesi ailece çok korktuğumuz bir gece oldu.

  • Mobilya Fuarlarını Gezmek Zor

    Diğer fuar alanlarında yukarıya, çatıya doğru bakarak kendimce belirlediğim bazı işaretleri takip ediyorum. Böylece nerede olduğumu, o salonu gezip gezmediğimi biliyorum.

    Mobilya fuarlarında bu mümkün olmuyor. Ürünün bir oda içerisinde gösterilmesi gerektiğine karar veren fuar alanı tasarımcıları yüksek sahte duvarlarla benim görüş alanımı bozuyorlar. Hangi salonda, hangi markanın, hangi konumda olduğunu kolay bulamıyorum. Yeniden o alana gitme ihtiyacım olduğunda karıştırıyorum.

    Bu işi aslında dijital teknolojilerle çözmek çok kolay. Ancak benim aklıma daha sofistike çözümler geliyor. Bunun en başında da zemin üzerine doğru işaretler ile nerede olduğumu ve nereye gitmek istediğimi belirleyebileceğim renk, desen, konum ve yoğunluk gösteren yeni bir arayüz tasarımı olurdu.

    İkinci çözümüm ise uluslararası mobilya şirketlerinin dev mağazalarında kullandığı gibi fuar gezi rotası olurdu. Nereden başladığımın ve nerede bitireceğimin belirtilmesi kolaylık olurdu. Tüm alanı genel bir güzergah olarak planlamayı ama mutlaka ara geçişlerle de fuar alanını bilenler için güzellikler yapardım.

    Fuarcılığın başka bir uzmanlık olduğunu biliyorum. Hala da gücünü koruduğunu düşünüyorum. Fuar katılımcısı olmanın, yeni işler almanın herkesin harcı olmadığını da düşünüyorum. Bir de benim gibi ziyaretçilerin durumu var. Sanki bizler çok da kayda değer bir önem oluşturmadığımızdan kafamız karışık fuarlarda dolanmak zorunda kalıyoruz.

  • Oturmuş Kahve İçerken

    Son günlerde havuçlu keki yeniden keşfettim dersem yeri var. Kendimi ödüllendiriyorum. Lattenin yanında bir de havuçlu kek alıyorum. Ödül bu!

    Hızlıca havuçlu keki gömdükten, yavaş yavaş da kahvemi yudumlarken yapılacak işler zihnime gelmeye başladı. Akın etti, hatta!

    Hemen yazmak ve devam etmek için To Do uygulamasını kullandım. Bir yere yazmak şöyle bir işe yarıyor: Unutabilirdim ama yazdım artık unutmayı dert etmeme gerek kalmadı.

    Şimdi kahvemi içmeye devam edeyim!

  • Nasıl Bir Gün?

    Bugün acayip bir gündü! Çok hızlı akşam oldu. Son zamanlarda olduğu gibi…

    Fazlaca çalıştım ama gerçekten yapmak istediklerimi, planladıklarımı yapamadım.

    Mesela bitirmem gereken kitapların başında Nuray Mert’in Yeni Karanlık Yüzyıl var. Alt başlığı Bitmeyen Savaş. Ayrıca hiç başlamadığım ama bugün okumak istediğim Alfie Bown’un Keyif Almak var. Onun alt başlığı ise Candy Crush & Kapitalizm.

    Hafta sonu Lafya için tamamlamayı düşündüğüm trafikle ilgili yazı vardı. Onu da araya sıkıştırsam iyi olurdu. Olmadı.

    Böyle bir gündü.

    Diğer taraftan da liseden iki arkadaşımla konuştum. Bir müşterimi ağırladım. Zoom ve Teams toplantılarına katıldım. Bazı toplantıları erteledim. Zaman öyle aktı, geçti.

    Not: Günlük yazı yazmak rutinim olsun diye yazıyorum.

    Not: Ben sessizliğe yazdığımı düşünürken hafta sonu İsmail beni aradı ve “Yazını okudum” dedi. Blog’un aboneleri olduğunu hesaba katmadığım için bugün okunma ihtimalini düşük sanmıştım. Okunabiliyormuş! Burada yazmaktan vazgeçmeyi düşündüm ama devam etmek daha iyi gelecek dedim. Rahatsız olanlar zaten abonelikten çıkar, olur biter.

    Not: Ben kitap okumaya, film izlemeye, müzik dinlemeye özellikle vakit ayırıyorum. Ayrıca yazı yazmaya da vakit ayırmam gerektiğini düşündüğüm için Lafya’ya devam etme niyetindeyim.

  • Cuma ve Tatsız Bir Haldeyim!

    Böyle oluyor bugünlerde! Cuma günleri ödemeler var. Bana gelen ile gönderilecek arasındaki fark ve borç yükünden dolayı tadım, tuzum olmuyor.

    Elbette bunu içimde yaşıyorum. Mümkün mertebe dışarı yansıtmamaya çalışıyorum.

    Bu halde stresi kontrol etmem de gerekiyor. Yoksa yoldan çıkmaya, kafayı sıyırmaya çok yakınım.

    Gündemden de sıkıldım artık. Önceleri ülke gündemi ile kendimden biraz olsun uzaklaşıyordum. Şimdi ise YouTube kanallarının bir olayı çok farklı ele alması zevk vermiyor. Bir süre anlamlandırdığımı düşünmüştüm ama galiba anlamaya çalışmanın da faydası yok.

    Aslında bu ortamın insanlık için iyi bir şey olduğunu da düşünüyorum. Universe 25 deneyi ile her şeyin güllük gülistanlık olmasının bedeli davranışsal çöküş olacağını gösterdi. Ondan dolayı bu çatışmalar, hatta savaşlara insanlığın ihtiyacı var.

    Geçenlerde Kütahya’ya gittiğimde biri şöyle bir şey sordu: İnsanlığın nüfusu bir milyara düşse ne zararı olur? O sırada iyi bir cevap veremedim ama şimdi çok rahat “insanlık biter” derim.

    İşte böyle! Hani şöyle diyorlar ya “stresini kontrol et”. Nasıl yapacağıma söyleseler ya, yapacağım!

    Sabah yolda YouTube’u açayım dedim. Nevşin Mengü mü dinlesem yoksa Onlar’dan bir şey mi veya TRT 2’mi belki de Serbestiyet, Omnibus derken bugün Cuma dedim, Ensonhaber’den Rasim Ozan Kütahyalı’yı açmayı denerken kapattım, müzik açtım.

    Apple Müzik’te nasıl oldu ise üstte Ümmügülsüm vardı. Geçenlerde Papa’nın gelmesindeki olaylarda Murat Bardakçı’nın yazısından sonra 1970’lerdeki Ümmügülsüm’ün “Talâa’l-bedru aleynâ”nın içinde olduğu albümü Apple Müzik’te bularak birkaç gün dinlemiştim. Akşam kandil olduğundan mı bilmem sabah en üstte idi. Yeniden dinledim. Sonra aklıma Kitaro ve Jon Anderson’un Agreement’i geldi. Birkaç kez de onu dinleyerek ofise vardım. Müzik iyi geldi.

    Masamın üzerinde yine bir sürü kitap var. Dün Ian Leslie’nin Çatışma kitabını görünce almam lazım dedim. Genelde böyle oluyor. Kitabın adı beni ikna ediyor veya Mehmet Tevfik Nane’nin Size Anlatacaklarım Var kitabında olduğu gibi yazdıysa okumam lazım diyorum… Sonuç birkaç ömrüm olsa bile okunarak bitmeyecek kadar çok kitap…

    Gece güzel bir rüya gördüm aslında…

    Bugünlerde yine sürekli aklımda yazı oluyor. Şöyle yazayım, şunu anlatayım falan.

    Yazamıyordum. Bugün Lafya için bir logo yaptım, eski yazıları kaldırdım. Yeniden her gün yazmaya niyetlendim. Anlatmak istediğim kitaplar, defterler ve dertler var.

    Yazdıkça daha güzel anlatacağım.

    Hayırlısı bakalım!